Kanserde beslenme?

image

HÜCRELER DE YANLIŞ YAPABİLİR. HEMEN TELAŞA KAPILMAYIN

Hücreler, metabolizmamızda ki en küçük yapı taşlarıdır. O kadar küçüklerdir ki çıplak gözle onları göremeyiz. İşte kanser, bu ufaklıkların başının altından çıkmaktadır. Yani kanser, hücrelerin bir hastalığıdır. Hücrelerin guruplaşarak vücudun dokularını ve organlarını oluşturmak gibi temel görevleri vardır. Örneğin guruplaşarak karaciğeri oluştururlar, guruplaşarak böbrekleri ve akciğerleri oluştururlar gibi. Tabii, bunların her birinin kendine has işlevi vardır. Ayrıca büyüme ve dokuların tamir olayı da hücrelerden sorulur. Hücreler kendilerini sıralı ve düzenli bir şekilde bölerek çoğaltırlar. Böylece görevlerini yerine getirmede eleman sıkıntısı çekmezler.

Ancak bu normal süren fonksiyon aksarsa veya kontrol dışına çıkarsa, yani hücreler yanlış yaparsa bir tümör oluşabilir. Tabii ki oluşan her tümörün kötü huylu olması şart değildir. Ya da kötü huylu olan her tümörün tedavi edilemez olması söz konusu değildir. Demek istediğimiz. Kanser teşhisi ölüm teşhisi değildir. Hayat hiçte bu kadar ucuz değildir. Eğer öyle olsaydı bunca yüz yıldan sonra türümüz tükenme noktasına gelirdi. Zannetmeyin ki kanser çağımızın hastalığı. Kanser binlerce yıldır vardır. Kanser vakalarına eski mısır ve yunan uygarlığına ait kayıtlarda rastlanmaktadır.

Hayatta üstesinden gelinemeyecek hiçbir şey yoktur. Yeter ki siz sağlam durun. Tedavinizde beslenmenin önemini kavrayın. İnsanlığın tek yakıtı besinlerle aldığı gıdalardır. Yalnızca yemek yiyerek beslenebiliriz ve ağzımıza attığımız her lokmanın sağlığımızla ilgisi vardır. Vücudumuzun içindeki her oluşum bu gıdalar sayesinde beslenir, gelişir ve çalışır. Beslenmenize dikkat edin ve fazlasıyla önemseyin. Daha mutlu olacaksınız.


BESLENEREK SAVAŞALIM

Maalesef bazı hasta yakınları veya hastanın kendisi sanki kanser teşhisi kondu mutlaka ölecekmiş gibi manasız duygu ve düşüncelere kapılarak beslenmesini tamamen göz ardı etmektedir. Kanserli hastaların beslenmesinde başlıca dikkat edilecek konu, kilo kaybı başlamadan ve de malnutrisyon ( beslenme yetersizliği ) görülmeden beslenmesi kontrol altına alınmasıdır. Unutmamak gerekir ki, kilo kaybı olan bir kanserli hastanın, olmayana göre yaşam şansı çok daha azdır. Yani yeterli ve dengeli beslenerek kilosunu standartlar içerisinde tutmak kanserle mücadelesinde başarma şansını çok arttırmaktadır. kanserin oluşumu çok değişik nedenlere bağlıdır. farklı kaynaklara göre beslenme ile ilgisi % 10 ile % 7o arasında olup, % 35 oranı kabul edilmektedir. bu oran çok yüksektir. dolayısıyla kanser oluşumunda ve / veya sonrasında beslenme çok ama çok önemlidir Dilerseniz, kanserojen olarak kabul edilen radyasyon ve de sigaranın beslenme ile kıyaslamasını yaparak, kanserde beslenmenin ne denli önemli olduğunu bilimsel olarak gösterelim.

Radyasyonla, insanda kanser oluşumu oranı alınan doza bağlı olup, normal koşullarda % 1 ile % 5 arasındadır. Sigara içmenin kanser oluşumuna etkisi ise, ortalama % 25 oranında olduğu rapor edilmektedir. Görüldüğü gibi, Beslenmenin önemsenmesi fazlaca ön plana çıkmaktadır. Hatırlarsınız, beslenmenin kanser oluşumuna etkisi ortalama % 35 oranındaydı. En önemlisi, tüm kanserlerin yaklaşık % 70'i diyet / beslenme, egzersiz ve diğer yaşam tarzı alışkanlıkları ile önlenebilmektedir. Çünkü, Beslenme yolu ile bağışıklık sistemimizi güçlü kılabiliriz. Gene beslenme yolu ile antioksidanlarımızı yeteri kadar alırsak ( Yeterli ve dengeli beslenme ile bunların hepsi doğal olarak alınmış olur.) Mutasyona uğrayan, yani kanserleşmeye yönelen hücreler bağışıklık ve antioksidan sistemleri tarafından teşhis ve imha edilirler. Ayrıca hastanın beslenmesine gösterilecek özen, hastanın hastalık ile mücadelesini psikolojik ve fizyolojik olarak güçlendirecektir. Unutmamak gerekir ki, fiziksel semptomlar beslenme ile engellenebilmektedir. Kanserli bireyin diyetinin düzenlenmesi, hastalığın seyrine, aldığı tedaviye, hastanın kişisel özelliklerine, besin alım ve atımı ile besin tüketim tayinine dayanan yöntemlerle yapılmalıdır. Bu şekilde beslenme sonucunda hücresel immünite ( bağışıklık sistemi ) artmakta, böylece tedavi daha kolay tolere edilir hale gelmektedir.

TATLININ TADI YOK

Kanserli bir çok insanda tat duyularında bir çok değişiklikler meydana gelebilmektedir. Tat duyularının tamamı kaybolmaz, fakat tat duyu eşiğinde değişiklikler yaşanır. Tatlı yiyeceklerin tadını almak daha zorlaşırken, acı ve ekşi yiyeceklerin lezzeti her zamankinden daha keskin gelebilir. Bazı kanser hastaları şekerli yiyeceklerden hoşlanmazlar, onun yerine tuzlu yiyecekleri tercih ederler. Gene bazı kanser hastalarında protein bakımından zengin yiyecekler ( Biftek, bonfile, tavuk eti vb. ) bu hastalara daha acı gelir ve yemek istemezler. Bazı hastalar yalnız soğuk yiyecekleri severken bazıları sıcak yada oda ısısındaki yiyecekleri severler. Birey yemeğini en iyi hangi ısıda tolere edebiliyorsa, yiyecekler o ısıda verilmelidir. İlla sıcak yemelisin veya soğuk yemelisin diye israr edilmemelidir. Aynı bunun gibi hasta hangi tattan hoşlanıyorsa diyeti de mümkün olduğu kadar bu isteğe göre düzenlenmelidir. Hastaların bir çoğunda fiziksel veya psikolojik olarak mide de doluluk hissi oluşmakta, ayrıca istifra, kusma,bulantı görülebilmektedir. Böyle durumlarda hemen telaşa kapılmamak gerekir. Bazı hastalarda ağız kuruluğu yada ağız, boğaz yaraları oluşabilmektedir. Bu durum genellikle Radiyoterapi ve Kemoterapi sırasında oluşur. Bu durumlar geçicidir. Telaş yapılmamalıdır. Maalesef, tükürük yetersizliği oluşabilmekte bu durum da besin alımını büyük ölçüde engellemektedir. Ancak, sağ elinizle sağ yanağınızı, sol elinizle sol yanağınızı kulak memelerine yakın olarak ovuşturabilirseniz, tükürük salgınızı bir nebze arttırabilirsiniz. Görüldüğü gibi beslenme örüntüsü kanserin oluşumuna etken olduğu gibi, kanserin de kişinin beslenme durumuna etkisi olabilmektedir.

YAĞIN İÇİNDE KANSERİN NE İŞİ VAR ?...

Kanser yapıcı özelliği olan zararlı kimyasal maddelerin çoğu besinlerin yağlı kısımlarında birikir. Et, peynir, yoğurt vb. ne kadar yağlı ise o kadar çok tehlikelidir. Yemek yaparken, bol yağ kullanılırsa, Salataların üstüne bolca yağ gezdirilirse tehlike o denli artar. Çünkü, artık o besinler bol yağdan dolayı içeriklerinde bir çok kanser yapıcı kimyasal madde barındırmaya başlamışlardır. Besinlerin yağlı kısımları iyice ayrıldıktan sonra tüketilirse, yemekler az yağ ile pişirilirse, salatalar yağ bulamacına çevrilmezse zararlı kimyasal maddelerin metabolizmaya girişi de en aza iner. Dolayısı ile metabolizmada kanser yapıcı kimyasal madde birikimi de o denli az olur. Özellikle, kızgın yağda kızarmış besinleri çok tüketenler ve yağı yaktıktan sonra yemeğe ekleyenler ise kansere iki misli çanak tuttuklarını iyice bilmelidirler. Unutmamak gerekir ki, besinlerle alınan yağ oranı arttıkça kadınlarda meme kanseri, erkeklerde prostat kanser riski de artmaktadır. Ayrıca aşırı yağ tüketimi kolon ve Rektum kanseri ve de Akciğer kanserini de beraberinde getirmektedir. Yapılan bir araştırma raporunda, özellikle Meme ve Kolon kanser oluşumuyla yağ alınımının doğrudan ilişkili olduğu belirtilmiştir. Ayrıca, WHO ( Diet,Nutrition and Prevention of Chronic Dieseases ) fazla miktarda total yağ alımının kolon, prostat, meme kanser risklerini arttırdığını bildirmiştir. Yaşlı hayvanların yağlı kısımlarında daha çok kanser yapıcı kimyasal madde birikebileceğinden , genç hayvan etlerine göre kanser yapıcı etkileri daha fazladır. Bazı araştırmalar, sürekli olarak sucuk, sosis, tereyağı, kuyruk yağı ve de domuz eti yiyen kişilerde kanserin daha çok görüldüğü belirlenmiştir. Ancak, bu besinler çok sık olmamak kaydıyla ve özellikle C vitamininden zengin besinlerle birlikte tüketildiği taktirde risk eşiğinin bir hayli düştüğü rapor edilmiştir. Elde olmadan yağ alımının artması halinde günlük yapacağımız yürüyüş, herhangi bir spor aktivitesinin orantılı olarak arttırılması hastalık riskini azaltır. Lütfen, Yaşlı koyun, sığır ve tavuk etlerinden, kuyruk yağı ilave edilmiş veya çok yağlı etlerden yapılmış köfte, hamburger gibi besinlerden, sucuk, sosis, tereyağı, derin yağda kızarmış besinler, doğrudan ateşte pişmiş kebaplardan mümkün olduğunca kaçının. Konunun tam anlaşılabilmesi için şunu bir kez daha vurgulamak istiyoruz. Sadece hayvansal kaynaklı yağlar değil hatta özellikle çoklu doymamış bitkisel sıvı yağların çok tüketimi tümör oluşum riskini daha da arttırdığı bilinmektedir. Guruplayacak olursak. Hayvansal kaynaklı yağlar, rektum,meme, prostat kanserlerine sebebiyet verirken, bitkisel kaynaklı yağlar daha çok akciğer ve pankreas kanserlerine neden olmaktadır. Bu yapılan ayrım yüzde yüz böyle olmasa bile bu orantıya çok yakındır. Ancak burada şu gerçeği de göz ardı etmemek gerekir. Bitkisel sıvı yağların özellikle çoklu doymamış dediğimiz ayçiçekyağı, mısırözüyağı, vb. gibi yağların hayvansal yağlardan daha fazla tümör oluşumunu uyarmada etken olduğu bildirilmiştir. Sıvı yağlardan tekli doymamış dediğimiz zeytinyağı veya omega-3 yağ asitlerinin tümör uyarıcı etkilerinin bulunmadığı bildirilmiştir. Balık yağının da tümör uyarıcı etkisinin yok denecek kadar az olduğu rapor edilmektedir. Şişmanlığın başlı başına kanser riski taşıdığı,özellikle kadınlarda, meme, uterus, sindirim sistemi ve böbrek kanserlerine neden olurken, erkeklerde, kolon, rektum ve prostat kanserlerine sebebiyet vermektedir. Aşırı yağlı beslenmenin mutlaka şişmanlık getireceği gerçeğini göz önünde tutarsak ne demek istediğimiz ortaya çıkmış olur. Sonuç itibariyle, hastalığın oluşumunda besinlerle aldığımız aşırı yağın etkisi doğrudan doğruya veya dolaylı olmaktadır. Doğrudan olan mekanizmada yağlar hücrelerin membran yapılarını ve fonksiyonlarını etkiler. Dolaylı mekanizmada ise, endokrin sistemde (hormonal sistem de) değişme olmakta veya elzem yağ asitlerinin metabolizması değişmekte ve immün sistem (bağışıklık sistemi ) bastırılmaktadır. Beslenmemizde yağ alımını en aza indirmek her açıdan iyidir. Ancak vücudun yağa ihtiyacı olduğunu da düşünerek beslenmemizden yağı tamamen kaldırmamak gerekiyor. Az kullanmak kaydıyla zeytinyağı sonra fındık yağı tercih edilmelidir. Süt, yoğurt, peynir gibi besinleri yağı azaltılmış olarak tüketme imkanımız vardır. Bu imkan değerlendirilmelidir. Çünkü, süt ve türevlerinin yağı alındığında, bu besinlerin içeriklerindeki kalsiyum miktarı artıyor. Azalan yağ yerine kalsiyum geliyor. Bu sayede hem çok az yağlı besin tüketilmiş oluyor, hem alınan kalori miktarı düşüyor, hem de bol kalsiyum alınmış oluyor. Kalsiyumun da kanserde önemi büyüktür. Kalsiyum kemik ve kalın barsak kanser riskini önemli ölçüde azaltmaktadır.


ÇOK ŞEKERLİ KANSER

Aşırı şekilde saflaştırılmış şeker tüketilmesi, metabolizmanın kansere karşı direncini zayıflatabilmektedir. Bir bardak çaya 5 adet kesme şeker atıp günde 5-10 bardak çay içmek, gün içinde bon bon şekerleri tüketip, çikolata ve tatlı yemek bunların hepsini bir gün içerisinde yapmak hele birde sürekli yapmak vücudunuzun kansere karşı olan direncini azaltacaktır. Kan şekerinizin ani yükselmesine ve/veya düşmesine neden olacaktır. Aynı şekilde trigiliseritinize olumsuz etki yapacaktır.Ayrıca, genel olarak sizin şişmanlamanıza sebep olacaktır. Bu durumlar ise sizi iyice risk altına sokacaktır. Bu nedenlerden dolayı çok fazla saflaştırılmamış kahve rengi şeker tüketmek, saflaştırılmış beyaz şeker tüketmekten daha iyidir. Gene de şeker tüketimini mümkün olduğu kadar en aza indirmekte sonsuz yararlar bulunmaktadır. Ayrıca, saflaştırılmış buğdaydan yapılan beyaz ekmek, beyaz pirinçten yapılmış pilav gibi yiyecekleri tüketmekte şeker yemekten farksızdır. Hatta neredeyse tıpkı şeker yemiş etkisi görülür. Bu nedenle çok saflaştırılmış yiyeceklerden mümkün olduğunca uzak durmakta sonsuz yararlar vardır.

YEMEĞİ KANSEROJEN YAPMANIN YOLLARI

Uzun süre yüksek ısıda işleme tabi tutulan bol proteinli besinler, yağ asit esterleri ile ikincil amidleri oluşturmaktadır, bunlar da kanserojen nitrosaminlerin varoluş yapısında yer almaktadır.Bu olaya mutajenite denir. Örnekleyecek olursak, Etinizi 35 dakika süreyle ızgara yaparsanız veya 5 dakika süreyle kızgın yağda kızartırsanız, etinizi kanserojen hale getirmeyi başardınız demektir. Kanser olmak istemiyorsanız, veya kanser tedavisi görüyorsanız etinizi bu şekilde pişirmeyiniz. İşte size yararlı bir bilgi. Etinizi sebzelerle birlikte pişirirseniz yani, etli türlü, kıymalı taze fasulye gibi o zaman mutajenite oluşumunu çok büyük oranda önlemiş olursunuz. Eti tek başına yemek yerine daha çok sebze ile karıştırarak yemek her zaman daha sağlıklıdır. Kanser vakasında üzerinde en fazla durulması gereken şeylerin başında "Yanmış Besinler" geliyor. Susamı yanmış simit, Yanarak üzerinde siyah benekler oluşmuş bazlama, gözleme tipi yufkalar - Kabuğu yanmış ekmek , kurabiye, börek, kek - Fazla kızartılmış ekmek, Kestane kebabın yanmış dış yüzeyi, Kavrulmuş ve üzerinde siyah benekler oluşmuş sarı leblebi türü besinler çok sık tüketilmemelidir. Çünkü, yanmış olan her besinde risk çok yüksektir. Ayrıca, karamelize edilmiş yiyeceklerden uzak durulması gerekmektedir. Karamelizasyon şekerin yakılması demektir. Kanser yapıcı besinler arasında düşünülmelidir. Bundan dolayı, karamelli pasta, karamelli dondurma gibi besinleri çok sık tüketmemek gerekir. Bolca kuyrukyağı katılmış ve mangalda kavrulmuş kebaplar çok dikkat edilmesi gereken yiyeceklerin başında gelmektedir. Keşke, bu besinleri hiç yemeden durabilsek, Yemek yaparken maalesef bazı bireyler soğanı yağın içinde iyice kavurarak yemek yapmaya başlarlar. İşte gerçek, Yağın içinde soğanı kavurmak kansere davetiyedir. Dumanlama - Tütsüleme yöntemi ile hazırlanmış füme besinler tehlikeli guruptadır. Kısaca, besinlerin sizi kanser yapmalarını istemiyorsanız onların canını yakmayın. Yani yüksek ısıya uzun süre maruz bırakmayın ve de durup dururken tütsülemeyin. Buna karşılık olarak besinler size iyi bakacaklardır.

PROTEİN & PROTEİN

Balık eti, sığır,dana, koyun, kuzu etleri, tavuk,hindi,deve kuşu , balık etleri yani kısaca tüm etler yüksek protein içerirler. Meme ve sindirim sistemi kanserlerinin total protein alımıyla doğrudan ilişkili olduğu, meme kanserinin ise hayvansal kaynaklı protein alımıyla paralellik gösterdiği bilinmektedir. Total protein alımı demek, günlük aldığınız her türlü yiyeceğin içerisinde bulunan protein miktarının hesaba katılması demektir. Nohut, kurufasulye, mercimek, bakla, börülce gibi Kurubaklagillerin, Fındık, fıstık, ,badem, şam ve çam fıstıkları gibi kuruyemişlerin, yumurta, süt, peynir, yoğurt , tahıl, sebze gibi besinlerin içeriklerinde bulunan proteinlerin hesabı ile etten gelen proteinin toplamı, total protein miktarını gösterir. Demek istediğimiz günlük alınacak toplam protein miktarı önemlidir. Abartıya kaçılmamalıdır. Günlük beslenmenizde fazla protein tüketimi yarardan çok zarar getirmektedir. Yetişkin bir bireyin günlük alması gereken protein miktarı kilogram başına 1 gramdır. Yani 65 kilo olan bir birey günde 65 gram protein tüketebilir demektir. Bu miktarın en fazla % 25 üstüne çıkabilir. Yani günlük 81 grama çıkılabilir. Aksi taktirde proteinin olumsuz etkileri baş göstermeye başlayacaktır. Size bir fikir verebilmesi için, aşağıda bazı besinlerin protein miktarlarını verdik.

1 Porsiyon bonfile veya biftekte ortalama 35 gram protein vardır
1 Porsiyon tavuk but veya gögüs etinde ortalama 29 gram protein vardır.
1 Tabak etli kurufasulye veya nohutta ortalama 10gram protein vardır.
1 Avuç fındıkta 3 gram protein vardır.
1 Porsiyon zeytinyağlı taze fasulye 2 gram protein vardır.
1 Adet yumurta da 9 gram protein vardır.
1 Bardak süt veya yoğurtta 7 gram protein vardır.
1 Porsiyon kıymalı ıspanak 14 gram protein vardır.
1 Kase kırmızı mercimek çorbası 2 gram protein vardır.


Artık gün boyunca alacağınız proteini aşağı yukarı hesaplayabilirsiniz. Lütfen ihtiyacınızın üzerine çıkmayın. Çünkü, artık biliyoruz ki, yoğun protein içeren etleri yüksek ısıya uzun süre maruz bırakmayacağız ve protein tüketimini sadece metabolizmamızın ihtiyacı kadar yapacağız. ŞİŞMANIM
( Kanser riskinden uzaklaşmak için )
ZAYIFLAMALIYIM

Kilolu insanlarda kanser, normal kilosunda olanlardan daha çok görülür. Özellikle meme kanseri ve prostat kanseri ayrıca, kan kanserleri de şişmanlarda normal kilolulardan daha çok görülmektedir. Özellikle menopoza girmiş olan kilolu kadınlarda meme kanseri olma riski kilolu olmayanlara göre daha fazladır. İhtiyacın üzerinde alınan fazla kalori şişmanlığa yol açarak hastalık riskini arttırmaktadır. Ayrıca, burada şunu da söylemek gerekir. Kilo özellikle kadınlara hiç yaramıyor. Hatta yapılan bir araştırmada bu net bir biçimde ortaya konmuş. Şişman kadınlarda ölüm oranı, şişman erkeklere göre daha fazla olduğu saptanmış. Tabii ki, her iki şişman gurubun, normal kilolulara göre daha risk altında olduğu da su götürmez bir gerçektir. Özellikle meme kanseri riskinde vücut yapısı da önem taşımaktadır. Fazla yağlarını belin üstünde karın bölgesinde ve göğüs kısmında taşıyan bir kadın, fazla yağlarını bacak ve kalçasında taşıyan bir kadına göre meme kanseri riski daha yüksektir. Ancak kilolarını üst bölgede taşıyan kadınlar zayıflama diyetine girdiklerinde kaybettikleri kilonun büyük bölümünü göğüsten ve karından kaybetmektedirler. Bu durum da oldukça önemli avantaj sağlamaktadır. Öyle ki, bu tip kadınlar zayıflama diyetiyle, % 10'luk bir kilo kaybı ile meme kanseri gelişme riskini önemli ölçüde düşürmektedirler. Demek istediğimiz, eğer kilo aldığınız zaman üst taraftan alıyorsanız şanssız guruptasınız demektir. Sizin asla kilolu olmamanız gerekiyor. Belki, diğer gurup biraz daha kilolu olabilir. Ancak, her iki gurubunda aşırı kilodan ( Obezite ). Kaçınması şarttır. Unutmayın ki, % 40 veya daha fazla kilo fazlası olan kadınlarda kanser gelişme riski % 55 oranında artmaktadır. ÇAKIR KEYFİN SONU KANSER Mİ ?..

Bazı alkollü içkiler doğal olarak kanserojen kontaminantlar içermektedir. ( Fusel yağları, nitrosaminler, aromatik hidrokarbonlar gibi) Ancak bu tip alkoller özel katkılarla veya özel işlemler sonucu bu hale getirilmektedir. Yani her alkollü içecek bu içerikte değildir. Alkolün karaciğere yaptığı tahrip göz önünde tutulup, kronik alkoliklerde B kompleks vitaminleri ile demir ve çinko yetersizliği oluştuğu bilinirse, alkolün ne denli zararlı olduğu ortaya çıkar sanırız. Ancak, alkol alımı abartılmadığı ve de akşamcılığa dönüştürülmediği sürece kanser yaptığı söylenemez. Ayrıca alkolle beraber yeterli miktarda meyve ve sebze tüketilmesi örneğin limon suyu içinde havuç ve salatalık dilimleri gibi. Ya da taze soyulmuş meyve gibi ince detaylara dikkat edildiğinde Ağız-boğaz boşluğu ve bazı sindirim sistemi kanserleri riskini kendinizden uzaklaştırmış olursunuz. Özellikle bira içenler için önemli bir araştırma var. Bira içmeyi abartanlarda kalın barsak-rektum kanserinin sık görüldüğü bildirilmektedir. Alkol tüketiminde aşırıya kaçmamanın yanı sıra, alkolü sigara ile birlikte tüketmemeye özen gösterin. Özellikle sigaranın olumsuz etkisi alkolle birleşince daha da artmaktadır.Lütfen bu uyarımızı fazlaca dikkate alın. SİGARA İLE ALKOL BİRLİKTE ASLA OLMAZ, çok fazla kanserojen. FAZLA TUZLU KANSER

Tuzu sınırsızca kullanmak, tuz yoğunluğu fazla olan besinleri bile tuzluyarak tüketmek bazı kanserojenleri de beraberinde getirmektedir. Nitrat ve Nitrit katılmış besinler yendikten sonra, bu besinler metabolizmada nitrozaminlere dönüşürler. Nitrozaminler güçlü kimyasal kanserojendirler. Bu tür besinleri çok tüketenlerde özellikle mide kanseri çok sık görülmektedir. Ayrıca tuzda zararlı bir takım mineraller de bulunduğundan, tuzun fazlaca kullanılması bu açıdan da zararlıdır. Fazla tuz kullanımı mide mukozasının zayıflamasına neden olur. Bu durum, mide, yemek borusu kanserleri riskini arttırmaktadır. Öyleyse, Yemeklerin fazla tuz kullanarak yapılmaması gerekir. Özellikle sofrada yemeğin tadına bakmadan hemen tuza sarılmamak, eğer yemek gerçekten tuzsuz ise az bir miktar tuz kullanmak gerekir.Tuzu tamamen hayatınızdan kaldırmak yerine, tuz kullanım miktarınızı en aza indirmek daha uygundur. Ayrıca, iyotlu tuz kullanımı tavsiye edilmektedir. Çünkü iyot yetersizliği trioid bezinde kanser oluşma riskini arttırmaktadır. En azından mutfağınızda iyotlu tuz da bulunması faydalı olacaktır. LİF - POSANIN KANSERE MÜTHİŞ ETKİSİ

Beslenme yolu ile alınan Lif - Posanın, Kolon - Rektum kanser riskini % 31 oranında düşürebildiği rapor edilmektedir. Lif - posasının kanser riskini önlemedeki etkisi, kolon bakteri florasını değiştirerek toksik metabolitlerin üremesini önlemekle olmaktadır. Ayrıca, eğer üremiş metabolitler var ise bunları da dışkı atım hızını arttırarak barsak hücreleriyle temas sürelerini mümkün olduğu kadar kısaltmaktadır. Bu nedenlerle yapılan bir çok araştırmalar göstermiştir ki, düşük posalı diyetlerle beslenenlerde kalın barsak kanserinin, yüksek posalı diyetle beslenenlerden çok daha sık görülmektedir. Kanserli tümörlerin gelişmesinden sonra, östrojen seviyelerinin düşürülmesi ile bu tümörlerin yaklaşık üçte birinde gerileme olduğu bulunmuştur. Östrojen seviyelerinin düşürülmesi ve bu sayede meme kanserini önleme yöntemlerinden biri posa - lifler olabilir.Yüksek posa - lifli diyetlerin, özellikle buğday lifinin iki aylık bir süre zarfında tüketilmesi ile bile kandaki östrojen seviyeleri düşmektedir. Meme kanseri riskini azaltmanın en etkili yöntemi posa - lif alımının yükseltilmesi ve yağ alımının azaltılması şeklinde olabilir. Az posalı beslenen bireylerde genellikle kabızlık sorunu bulunmaktadır. Çünkü, kalın barsakları az çalışmaktadır. Kalın barsaklarda biriken besin artıkları, salgı artıkları ve bakteriler kanser yapıcı metabolitler oluşturabilmektedir. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi bu metabolitlerin barsak yüzeyi ile uzun süre temas etmesini önlemek için dışkı atım hızını arttırmak gerekmektedir. Bunun için posaya ihtiyac vardır. Ayrıca bazı ilaçlar, katkı maddeleri ve kimyasallar toksik etki gösterebilmektedir. İşte gene lif - posa burada devreye girmektedir. Yüksek posalı beslenmede kimyasal ögelerin toksik etkileri önlenebilmektedir. Yüksek lif - posa oranı içeren diyetler safra asidi ve kolesterol yan ürünleri gibi kansere neden olan maddelerin uzaklaştırılması işlemini hızlandırmakta ve kolon kanserinin gelişme riskini azaltmaktadır. Ayrıca, lifli besinlerden zengin diyetler, kolonda kanser öncesi poliplerin gelişme riskini azaltmaktadır. Ancak, günlük alınacak lif - posa sınırsız değildir. Yani, ne kadar çok posa alsak o kadar iyidir manasını çıkartmak doğru değildir. Çünkü, posa aynı zamanda bazı vitaminlerin emilimini azaltmakta. Kalsiyum, çinko , Demir gibi hayati minerallerin de emilimini engellemektedir. Öyleyse günlük alınacak posanın bir miktarı olmalıdır. Günlük diyet posası alımının ortalama 14 - 24 gr. civarında olması önerilmektedir. " Tamam her şey güzel, ancak bu önerilen miktarı tamı tamına almayı nasıl başaracağız " diyebilirsiniz. Haklısınız. İşte size en yüksek posa içeren besinlerin 100 gramlarında bulunan lif - posa miktarlarını veriyoruz. Bazı besinlerde bulunan Lif - Posa miktarları aşağıda sıralanmıştır
Yulaf ekmeği / 1 Dilim / 2 gr.
Mısır ekmeği / 1 Dilim / 4 gr.
Kırmızı ve yeşil mercimek / 1 Kase Çorba / 2 gr.
Barbunya / 1 Porsiyon / 26 gr.
Kestane / 7 Adet / 8 gr.
Badem / 1 Avuç / 4 gr.
Ceviz / 1 Adet / 1 gr.
Yerfıstığı / 1 Avuç / 3 gr.
Taze Bezelye / 1 Porsiyon / 7 gr.
Yaprak Sarma / 8 Adet / 11 gr.
Kabuklu Elma, Armut / 1 Orta Boy / 7 gr.
Kuru kayısı / 2 Adet / 9 gr.
Kuru İncir / 2 Adet / 7 gr.
Mantar / 100 gr./ 3 gr.
Pırasa / 1 Porsiyon / 5 gr.
Havuç / 1 Orta Boy / 3 gr.
Taze Fasulye / 1 Porsiyon / 6 gr.
Ispanak / 1 Porsiyon / 5 gr.
Bamya / 1 Porsiyon / 5 gr.
Taze Soğan / 2 Adet / 1 gr.


KAHRAMAN VİTAMİNLER

Vitaminlerin kanserle bağlantılı olduğu ve de kanser oluşumunu önledikleri bildirilmektedir. Vitaminlerin yetersizlikleri ile ilgili olarak, deney hayvanları üzerinde yapılan çalışmalarda tümörlerin kendiliğinden oluşabildiğine dair bir çok bulgu mevcuttur. Ancak bunun tam tersi olarak aşırı vitamin alımının, yani vitamin fazlalığının da önemli toksik etkilere sebebiyet verdiği bilinmektedir. Vitaminler kanser koruyucu etkilerini, transform hücre replikasyonunu ( hücre değişimi ) kontrol ederek detoksifikasyonunu ( toksik etki oluşununu engellemek ) arttırarak, hücreler arası iletişimi sağlayarak ve de kanserojen oluşumlarını önleyerek yaparlar.

A Vitamini yetersizliğinin solunum ve yemek borusu, mide, prostat, meme, akciğer kanserlerinin oluşumunu arttırdığı bildirilmiştir. A vitamininden zengin beslenmenin kanser oluşumunu bir nebze olsun önlediği rapor edilmektedir.Çünkü, A Vitamini vücudun koruyucu dokusu olan epitel dokunun yapımı ve yenilenmesinde rol oynamaktadır. A Vitamini yetersizliğinde bu dokuların yapıları bozulmaktadır. A Vitamini kanser beslenmesinde önemli bir yer tutmaktadır. Hem A Vitamini hem de Beta karoten (A Vitamininin meyve ve sebzelerde bulunan yapıtaşı) kansere karşı korunmaya yardımcı olurlar. Ancak, bu iki besin farklı korunma yolları sağlamaktadır. Beta karoten bağışıklık sistemini güçlendirmektedir. Beta karoten tüketiminin azalması ile kanser riski artmaktadır. Bir araştırmada Beta karoten yönünden zengin besinleri az tüketen kadınlarda özellikle meme kanseri riskinin en yüksek düzeyde olduğu bildirilmektedir. Beta karoten yönünden zengin besinlerin her gün tüketilmesi şarttır, zira günlük diyetsel alımların yetersiz olması halinde kandaki beta karoten düzeyinin hızla düştüğü kanıtlanmıştır.

A Vitamini ve Beta karoten den zengin besinler şunlardır.

Yumurta sarısı
Karaciğer
Süt
Ispanak
Havuç
Yeşil Biber
Kayısı
Yeşil sebzeler
Domates
Portakal ve Greyfurt'tur

Bu besinler vücutta oluşan ve dışarıdan alınan kanser yapıcı oksijenli öğeleri etkisizleştirerek kanserin oluşumunu önlerler. Ayrıca, Çinko gibi bir mineral vardır ki, A vitamininin anti kanser etkisini güçlendirerek yeni oluşan kanser hücrelerinin öldürülmesine yardımcı olur. Bu nedenle çinko içeren besinleri A vitamini içeren besinlerle birlikte tüketmenin oldukça büyük faydaları vardır. Özellikle kanserli hastalarda çinko yetersizliği çok sık görülmektedir. Yapılan araştırmalarda, çinko yetersizliği A Vitamininin karaciğerden salınımını ve kullanımını azalttığı yönündedir. Yani, A Vitamini ve Çinko neredeyse birbirini tamamlayan ikili gibidirler. Bu nedenle beslenmenizde A Vitaminine dikkat ederken, çinko alımına da özen göstermeniz gerekmektedir Çinko en fazla, Su Ürünlerinde ( Balık, Midye vb.) bulunur. Ayrıca, Mantarda, Badem ve Cevizde yüksek oranda bulunmaktadır.

 

E Vitamini ile kanser arasındaki bağlantıya ilişkin kanıtların bir çoğu hayvanlar üzerinde yapılan araştırmalardan gelmektedir. Hayvanlarda E Vitamini eksikliğinin meme tümörü vakalarını arttırdığı gözlemlenmiştir. Hayvanlara yağda çözünen bu vitaminin takviyesi yapıldığında tümör oluşumları, gelişimleri ve sayıları azalmıştır. Ayrıca bu hayvanlar daha uzun yaşamışlardır. İnsanlar üzerinde yapılan araştırmalarda da özellikle meme kanseri olan kadınların diyetine besinsel E Vitamini takviyesi yapıldığında iyiye gitme olmuştur. Kanında normal veya yüksek düzeyde E Vitamini olan kadınlara göre, kanında düşük düzeyde E Vitamini olan kadınlar beş kat daha fazla meme kanseri riski ile karşı karşıyadır.
Ancak, Preparat yolu ile hariçten alınacak yüksek düzeydeki E vitaminine de şüphe ile bakılmaktadır. En doğru yol, E Vitamini içeren besinlerin bolca ve de sıkça tüketilmesidir. Çünkü yapılan araştırmalarda E vitamininden zengin beslenmenin yeterli olacağı rapor edilmektedir.

E Vitamininden zengin besinler şunlardır

Badem
Fındık
Dolmalık Fıstık
Patlamış Mısır
Tahin
Kabak Çekirdeği
Dolmalık Biber
Kıvırcık
Nane
Sivri Biber
Kereviz Yaprakları

Unutmamak gerekir ki, E vitamini gibi antioksidan bir vitamin, düşük yağ ve yüksek lif içeren diyetlerle birlikte tüketildiklerinde etkinlikleri en üst seviyeye çıkmaktadır.

C Vitamini ile ilgili yapılan çalışmalar, solunum ve yemek borusu ve de mide kanserlerinin önlenmesinde önemli rol oynadığını göstermektedir.
Kanserojenlerle doğrudan teması olanlar, günlük C vitamini gereksiniminin üzerine çıkabilirler. Bu durum kanser riskini azaltıcı bir davranış olarak kabul edilmektedir.
C Vitamini, yiyecek ve içeceklerle alınan nitrit ve nitratların kanser yapıcı nitrosaminlere dönüşmesini önler. Bu da şu demektir. C Vitamini kansere yakalanma riskini azaltır
Her gün birkaç defa taze meyve ve sebze tüketen kadınlarda meme kanseri riski bu besinleri tüketmeyen kadınlara göre on kat daha azdır.
C Vitaminin kanser ile istikrarlı ve önemli bir ters bağlantısı vardır. C Vitamini alımı artarken meme kanseri riski azalır.Aslında bazı araştırmacılar C Vitamini yönünden zengin besinleri içeren diyetlerin tüketilmesi ile meme kanseri vakalarının % 25 oranında azalabileceğini iddia etmektedirler. Gerçi C Vitaminince zengin beslenmenin, hemen tüm kanser çeşitlerinde olumlu etki gösterdiği de gene aynı bilim adamları tarafından kabul edilmektedir.
Unutmamak gerekir ki, C vitamini gibi antioksidan bir vitamin, tıpkı E Vitamini gibi, düşük yağ ve yüksek lif içeren diyetlerle birlikte tüketildiklerinde etkinlikleri en üst seviyeye çıkmaktadır.

C Vitamininden en zengin besinler şunlardır.

Kuşburnu
Maydanoz
Tere
Roka
Kırmızı Lahana
Çilek
Karnabahar
Ispanak
Yeşil sivri biber
Turunçgiller ( Portakal, Mandalina, Greyfurt, Limon )

Bu besinlerdeki yüksek C Vitamini, çeşitli yollarla vücuda giren bir çok kimyasal kanserojeni etkisiz duruma getirir.
Ayrıca, C Vitamininin önemli bir görevi daha vardır. Bu da besinlerdeki demirle ilgilidir. Bilindiği gibi Demir yetersizliği sindirim sisteminde kanser oluşma riskini arttırmaktadır. Bu nedenle kanser beslenmesinde Demirin büyük önemi vardır. Besinlerle alınan demirden tam anlamıyla yararlanılması gerekmektedir.Demirin hem barsaklardan emilebilmesi, hem de kemik iliğine taşınabilmesi için C Vitaminine gereksim duyulur. Beslenmeniz C Vitamininden yetersiz ise demirden yeterince faydalanamazsınız. C Vitamininin Demir emiliminde etkin bir rol oynayabilmesi için aynı öğünde Demir içeren besinlerle birlikte alınması gerekmektedir.
Gördüğünüz gibi beslenme , birbirini tamamlayan silsileler zinciridir.

Demirden zengin besinler şunlardır

Kırmızı et
Pekmez
Tahin
Antep Fıstığı
Soya Fasulyesi
Mercimek
Barbunya
Kuru Fasulye
Yumurta Sarısı
Ispanak
Roka
Kabak Çekirdeği
Kereviz Yaprakları

B Vitaminleri vücutta eksildiğinde kanser riskini ciddi biçimde beraberinde getirmektedir. Yapılan araştırmalarda B kompleksi vitaminlerin fazla alınmalarının kanser oluşumunu önlemedikleri ancak, yetersizliklerinin kansere yol açabileceği bildirilmektedir.
Çünkü, B Vitaminleri depo edilen vitaminler değillerdir. Günlük alınır, metabolizma ihtiyacı kadarını kullanır gerisini dışkıyla atar. Günlük beslenmeyle ihtiyaç karşılanamaz ise yetersizlik baş gösterir. Öyleyse, buradan açıkça anlaşılan B vitaminleri içeren besinlerin her gün aksatmadan tüketilmesi gerektiğidir. Bu konu üzerine lütfen titizlikle eğilin.
B Vitaminleri metabolizmanın savunma sisteminin yeterliliği için gereklidir. Savunma sistemi sağlam olan vücuda kanser dahil hiçbir hastalık girememektedir. Metabolizmanın savunma sistemi, yeni oluşmuş kanser hücrelerini de çabucak tahrip edebilmektedir.
B2 Vitamini yetersizliğinin epidel dokuda harabiyete neden olduğu, bununda özefagus ve mide kanser riskini arttırdığı sanılmaktadır.
B6 Vitamin yetersizliğinin meme ve karaciğer kanser riskini arttırabildiği rapor edilmektedir, B1 Vitamini yetersizliğinde tümör oluşumu hız kazanabilmektedir.
B12 Vitamini Kemoterapi sırasında alınan bazı ilaçlardan etkilenmekte dolayısıyla yetersizliği görülmektedir. Yetersizliğinin meme kanserini olumsuz yönde etkilediği sanılmaktadır.

B1 vitamininden zengin besinler şunlardır.

Bulgur pilavı
Yulaf ekmeği
Çavdar ekmeği
Kepek ekmeği
Tam Buğday ekmeği
Bamya
Tarhana Çorbası
Yer Fıstığı
Dolmalık Fıstık

B6 vitamininden zengin besinler şunlardır.

Acı Pul Biber
Sivri Biber
Kereviz Yaprakları
Ceviz
Dereotu
Keten Tohumu
Tahin
Tam Buğday Ekmeği

B2 vitamininden zengin besinler şunlardır.

Süt Dana Karaciğer
Süt Dana Böbrek
Tavuk ( Piliç ) Karaciğer
Kokoreç
Dereotu
Tarhana Çorbası
Pul Biber
Kafeinsiz Neskafe

B12 vitamininden zengin besinler şunlardır.

Sığır eti
Balık eti
Kuzu Böbreği
Kuzu Yüreği
Kuzu Karaciğeri
Beyaz Peynir
Süt
Yumurta Sarısı

TümBu besinlerdeki yüksek B Vitaminleri vücudun savunma sistemini güçlendirerek sizleri tüm hastalıklardan koruyacaktır.
Aşırı alkol tüketimi, akşamcılık tüm B Vitaminlerinin düşmanıdır. Alkol B Vitaminlerini adeta yer bitirir, dolayısıyla da yetersizliklerine neden olur.
Alkol tüketiminden sonra kaybedilen B Vitaminlerini yerine koyabilmek için mutlaka B Vitaminlerinden zengin beslenmek gerekir.

D Vitamini yetersizliği kemik kanser riskini arttırmaktadır.
Özellikle kemik kanserinden korunmak için D Vitaminini yeterince almak şarttır.
Balık yemek D vitamini ihtiyacını bir nebze karşılamaktadır. Ancak asıl D vitamini kaynağı güneştir. Düzenli güneş ile temas edildiği taktirde deride ki ön maddeden D vitamini oluşur ve gereksinme karşılanır. Özellikle kalsiyum takviyesiyle birlikte yapılan bu uygulama kemik kanseri ve de menopoz sonrası kadınlarda meme kanser riskini azaltmaktadır. Burada kalsiyumun küçümsenemeyecek bir rolü olduğundan kalsiyum kaynaklarından bahsetmeden geçemeyeceğiz. Kalsiyumun en iyi kaynağı süt ve türevleridir. Yağsız süt ve yoğurtların tercih edilmesi önerilmektedir. Kaşar peyniri kalsiyumu en yoğun olan besindir. Kaşar peynirinin de diyet olanı tercih edilirse daha isabetli hareket edilmiş olur.
Yapılan bir araştırmada yüksek düzeyde fosfor alımı ile birleştirilen düşük diyetsel Kalsiyum ve gene düşük D Vitamini alımlarının özellikle kadınların bazılarında meme kanserine karşı hassasiyeti arttırdığı bildirilmektedir.. Bunun zıttı olarak arttırılan Kalsiyum ve D Vitamini alımları meme kanseri riskini azalttığı rapor edilmiştir.
Yüksek oranda kalsiyum içeren diyetleri tüketenlerde tümör vakaları %50-70 oranında daha azdır, zira muhtemelen Kalsiyum kolonda kansere neden olan yağlara bağlanmakta ve bunları daha sonra dışkı ile atılan zararsız maddelere dönüştürmektedir.
Ancak, Yüksek dozda alınacak D Vitamini toksik olabilmektedir. Bu nedenle günlük alım miktarının iki katını aşmamak veya 800 IU'den daha fazla almamak gerekir. Güneşlenmekte bu miktarın içinde. Yani güneşlenmeyi de abartmamalıyız.

LÜTFEN AŞAĞIDAKİ SEBZE VE MEYVELERİ SIKÇA VE BOLCA YİYİN
ÇÜNKÜ İÇLERİNDE KANSERİN HİÇ HOŞUNA GİTMEYECEK BİR ŞEYLER VAR

Bezelye
Soyafilizi
Pırasa
Taze fasulye
Kara dut
Kızılcık
Kayısı
Kuş Üzümü
Kiraz
Vişne
Ananas
Kırmızı ve kara üzüm
Mandalina, Portakal
Greyfurt, Limon
Ispanak
Karnabahar
Brokoli
Kırmızı Lahana
Kara Lahana
Yeşil Lahana
Kuşkonmaz
Dereotu
Pazı
Turp
Şalgam
Soğan
Sarmısak
Avakado
Mürdüm Eriği
Domates
Biber
Isırgan Otu
Keten Tohumu
Kimyon

Lütfen bu besinleri sıkça ve çokça yiyin. Çünkü, vitamin ve minerallerin dışında Sekonder Bitki Maddeleri veya Fitokimyasal denilen bazı özel maddeler vardır. Bu maddelerin kanser riskini önlediği işaret edilmektedir. Hatta bu Sekonder Bitki Maddeleri vitamin ve minerallerin saltanatına son vereceği izlenimi bırakmaktadır. Örneğin, Brokolide bulunan Sulforofan, Çilek, Böğürtlen, Üzüm ve Cevizdeki Ellag Asiti, Narinciye ve Kimyondaki Terpen, Domates, Avakado ve Mürdüm Eriğindeki Lutein maddesi ve bir çok bitkide bulunan Flavanoidler, vücudun ürettiği protein moleküllerini aktive edip, insan hücrelerine giren kanser yapıcıları zararsız hale getirmelerini sağlarlar.
Bir çok bilim adamı fitokimyasalların veya sekonder bitki maddelerinin şimdiye kadar ihmal edildiklerini, ancak şimdi bilimin sevgilisi olduklarını söylemektedir. Sekonder bitki maddeleri, sebzelerin pişirilmesi, fırınlanması veya mikrodalgaya sokulması ile, vitaminler gibi kayba uğramamaktadır. Gerçekte, bu komplike moleküller, insan vücudunda tansiyonu ve kolesterolü düşürmekte, enfeksiyonlara karşı savaşmakta ve bağışıklık sistemini güçlendirmektedir. Ancak, öyle gözükmektedir ki, bu skonder bitkisel maddeler en fazla kansere karşı savaşta etkili olmaktadırlar.
Öyle ki, bunlar beden içinde kimyasal kanserojenlerin oluşumunu önlerler, vücuda giren kanserojenleri etkisizleştirirler, kanser öncüsü hücrelerin kanser hücrelerine dönüşmesinde etkili olan iletici ajanlara karşı koyarlar veya kanser hücrelerinin çoğalmasını yavaşlatırlar.
Yani, bu sebze ve meyvelerdeki kanser kovucular, kansere yol açan maddelerin oluşmasını önlerler. Ancak, oluşmuş ileri safhadaki habis tümörlere henüz bir şey yapamamaktadırlar.
Örneğin, ızgara ette, sigara dumanında bulunan ve kanser yapıcı nitrosaminlerin olumsuz etkisini Domates, Çilek, Ananas ve Biberde bulunan iki asit önleyebilmekte ancak, ileri safhadaki tümöre bir şey yapamamaktadır.
Ancak, ileride ne olur bilinmez. Çünkü, sadece domateste yaklaşık 10.000 değişik bileşik mevcut olup, şimdiye kadar bunlardan çok azı araştırılabilmiştir.

Eh !.. Daha ne diyelim altın yiyecekler yukarıda yazılı, tadını çıkarın.

SARMISAĞI SAKLAMAYIN
YİYİN !..

Sarmısak eski Mısır da kutsal sayılırmış.
Gerçi, sarmısağın kireçlenmeyi, kalp krizini ve kanser oluşumunu önlediğini bildiklerinden kutsal saydıklarını sanmıyoruz. Ancak, sarmısağın insan sağlığına faydalı bir besin olduğunu belki de hissetmişlerdi.
Bu acayip kokulu bitkinin yaşamı sağlıklı kılan etkilere sahip olduğu bilim adamlarınca kısa bir zaman önce keşfedilmiştir. Bu etkilerin nedeni, sarmısağın vücuda giren bakterilere saldıran ve yok eden bir madde olan allisin'i içermesidir. Bunun yanı sıra sarmısaktaki bir çok organik kükürt bileşiği, potansiyel kanser yapıcıları nötralize etmekte ve habis tümörlerin oluşumunu başlangıç safhasında engellemektedir.
Ancak, sarmısağın toz haline getirilerek bir takım kimyasal maddeler ilave edilmiş şekillerinden daha çok taze olarak tüketilmesinde sonsuz yararlar vardır.

EKMEK AMA,
HANGİ EKMEK ?

Günümüzde bir çok çeşit ekmek var. Ancak bu kadar çeşit içinde hangisini tercih etmek gerekir, hangisi en faydalı olanı diyorsanız yazımızı dikkatlice okuyun.
Beyazlatılmış yani saflaştırılmış undan yapılan ekmek, marketlerde beyaz ekmek ( Francalı ekmek ) olarak satılır. Bu ekmek, tüm diğer ekmekler içinde besleyici değeri olarak en değersiz olanıdır. Buğday unu saflaştırıldığı için tüm değerli besin maddeleri de neredeyse yok edilmiş olur.Bu nedenle besleyici değeri çok düşük ekmek sınıfına girer. Ayrıca kalori değeri de tüm diğer ekmeklerden daha yüksektir.
Kepek ekmeği ise, içerik olarak değerli bir ekmektir. Barsakların daha düzenli çalışmasına yardımcı olur ve bizi kabızlıktan korur. Ancak aşırı kepek metabolizma da kalsiyum, demir gibi bazı minerallerin emilimine engel olabilmektedir. Bu nedenle aşırı kepekli ekmekler yarardan çok zarar getirebilmektedir. Çavdar ekmeği ve mısır ekmekleri de içerik olarak değerli ekmeklerdir.Çavdar, kepek ve mısır unlarında guluten maddesi bulunmadığından tek başlarına kabaramazlar, bu nedenle guluten ihtiva eden unlarla karıştırılarak ekmek yapılırlar. Mısır ekmeği daha çok tava ekmeği olarak yapılmaktadır, buna da bir nebze yağ koyulur. Bu da ekmek, kurabiye arası bir şey olur. Bu da ekmeğin manasını bozar.
Tam buğday unundan yapılan ekmek çok iyidir. Bir çok B Vitamini ve diğer mineraller unun içindedir. Bu undan yapılan ekmek de içerik olarak kaliteli ekmek sınıfındadır. Özellikle Kemoterapi ve Radiyoterapi sırasında B Vitaminleri kaybı büyük olduğundan, bu tip ekmekle beslenmek büyük yarar sağlar.
Ayrıca bir de Yulaf ekmeği vardır ki, ekmeklerin Prensidir. Suda eriyen lif ihtiva etmesine rağmen kabızlığa iyi gelir, kolesterol düşürücüdür ve aynı zamanda içerik olarak çok değerlidir. Keşke saflaştırılmış ekmekler yerine herkes yulaf yada tam buğday unundan yapılmış ekmekleri yese. Gayet tabii, bu durum yalnızca ekmekler için değil tüm tahıl gurupları için geçerlidir. Örneğin saflaştırılmış yani beyazlatılmış pirinç içerik olarak çok değersizdir. Halbuki saflaştırma olayını abartmasalar veya beyaz pirinç tutkunluğunu bırakıp daha az saflaştırılmış pirinç satın alarak tüketsek çok daha iyi beslenmiş oluruz. Bulgurda da durum aynı beyazlatılmamış en doğal bulguru veya diğer tahıl ürünlerini satın almak en doğru yaklaşımdır. Tahıllarda tahmininizden çok daha fazla vitamin, mineral ve elzem aminoasitler vardır. Ayrıca unutmamak gerekir ki, aşırı miktarda saflaştırılmış besinler, özefagus, karaciğer, mide ve pankreasın kansere karşı olan direncini azaltmaktadır.
Tavsiyemiz ekmeği hayatınızdan kaldırmayın, ama tercihiniz mutlaka tam buğday unundan ya da yulaftan yapılmış ekmekler olsun. Ya esmer pirinci tercih edin, yada mutlaka bulgur yiyin.

PRENSES BROKOLİ

Brokoli şu sıralar anti-kanser sebzelerin prensesi durumundadır. Aslında bu sebze bir lahana türüdür. Gerçi brokoli ülkemizde daha yeni yeni tanınmaktadır, ama tanınmasında da gerçekten fayda vardır. Bilim adamları laboratuvar hayvanları üzerinde denedikleri sulforofan adlı kimyasal maddenin kanser kovucu nitelikte olduğu üzerinde birleşmektedirler. Biz Diyetisyenler de, bu kimyasal maddenin brokolide fazlaca olduğunu bildiğimizden bu besini sizlere hararetle tavsiye etmekteyiz.
Brokoliyi çiğ olarak ince kıyım doğrayıp salatanıza katabilirsiniz. Ya da sebze yemeği yapar gibi kıymalı veya zeytinyağlı pişirebilirsiniz.

MEME KANSERİ VE YUMURTALIK KANSERİ

Genetik yapının, yani aileden gelen genlerin etkisi ile meme kanseri olma risk yüzdesi sanıldığı kadar yüksek değildir. Meme kanserinde sanırız gerçek belirleyici
Diyet - Beslenme ve Yaşam Şeklidir.
Kanser araştırma raporları, her dokuz kadından birinde meme kanserinin oluştuğunu bildirmektedir. Bu olgunun da her yıl % 3 oranında artarak yükseldiği şeklindedir.
Bu durumda insanın aklına " Acaba kadınlar beslenmesini bilmiyorlar mı ? " diye bir soru geliyor. Maalesef genelde kadınların kilolu oluşu, çikolata, dondurma gibi yiyeceklere manasızca düşkün olmaları, nedense yemekleri hala bol yağlı yapmaları, kek, kurabiye gibi besinlerden uzak duramamaları bu soruyu doğrular gibi. Ancak, beslenmenin yanı sıra meme kanserli bir anneye veya kız kardeşe sahip olmak, ilk çocuğunu 30yaşından sonra doğurmak, erken yaşta adet görmeye başlamak veya özel tip bir fibrokistik meme hastalığı bulunmak bu riskin artmasına katkıda bulunmaktadır. Ancak şunu bir kez daha vurgulamalıyız ki, saydığımız bu risk faktörlerini önlemede de gene beslenme ve diyet, yaşam şeklindeki değişiklikler çok önemli rol oynamaktadır.
Meme kanserinin gelişmesi riski çok yağlı yiyecekler tüketmek, ayrıca fazlaca proteinli besinleri tüketmek ve de lifli - posalı yiyecekleri çok az almakla başlamaktadır.
Yapılan bir araştırmada, düşük protein ve çok az yağ ile beslenen Japon kadınların, Amerika da yaşayan ve aşırı protein ve yüksek yağ ile beslenen kadınlara göre meme kanser risklerinin çok daha düşük olduğu rapor edilmiştir. Hatta bu oranın onda biri kadar olduğu bildirilmiştir. Bu araştırma bize aşırı protein ve yüksek yağın kansere en büyük davetiye olduğunu gösteriyor.
Meme kanseri ile Diyetsel yağ arasındaki bağlantıyı araştıran başka bir araştırmada ise, günlük. yağ alım oranının toplam kalorinin % 40'ından % 30'a düşürülmesi, riskin azalması için yeterli olmadığı şeklindedir. Muhtemelen meme kanseri riskinin azaltılması için günlük yağ alımının toplam kalorinin % 25 oranına düşürülmesi, hatta bir nebze daha aşağı çekilmesi daha sağlıklı olacaktır. Bu paylaşımında Özellikle Zeytin yağı, fındık yağı, balık yağı şeklinde olmasında sonsuz yararlar vardır. Özellikle saydığımız bu yağlar kanser gelişimini hızlandıran prostaglandinleri değiştirebilmekte dolayısıyla kanser gelişiminde tedavi amaçlı rol oynayabilmektedirler. Ancak, ne olursa olsun günlük yağ tüketiminin mümkün olduğu kadar minumumda tutması gerekmektedir.
Genel sonuç itibariyle gene söylüyoruz, risk yüzdesini büyük ölçüde kapsayan genetik değil, Diyet - Beslenme ve Yaşam Şeklidir.
Meme kanserinden bahsederken, yumurtalık kanserine değinmemek yanlış olur. Çünkü, meme kanseri olan bir kadının yumurtalık kanserine yakalanma riski iki kat daha fazladır. Ne yazık ki bu hastalık tipik olarak ilerleyene kadar sessiz kalmakta ve bu yüzden tedavisi de güçleşmektedir. Erken teşhis ve tedavi edilen yumurtalık kanserlerinde sonuç sevindirici olmaktadır. Bu nedenle meme kanseri geçirmiş, aile geçmişinde yumurtalık kanseri vakaları bulunan, orta yaş üstü kadınların sık sık kontrolden geçmeleri, bu konuya korkmadan hassasiyetle eğilmeleri çok yararlı olacaktır.
Özellikle yumurtalık kanseri üzerine yapılan bir araştırmada, haftada 5 veya daha fazla defalar kızartma yiyecekler yiyen kadınlarda kanser riski, haftada üç defadan daha az kızartma yiyecekler yiyen kadınlara göre 3 kat daha yüksektir.
Yapılan araştırmalar da, yağ ,et ve süt tüketimi aşırı olan ülkelerde yumurtalık kanseri oranlarının da yüksek olduğu gözlenmektedir.Günlük alınan yağlı sütün buna katkıda bulunup bulunmadığı şüphe götürse de, Bilinen bir gerçek var. O da yağsız süt alımı ile yumurtalık kanseri riski arasında hiçbir bağlantı bulunamadığıdır. Durum böyle olunca şüphe duyulan sütün kendisi değil, sütün içindeki doymuş yağın bunun suçlusu olabileceği düşünülmektedir.
Ayrıca, A Vitamini ve Beta Karoten miktarının kandaki düzeyleri düştükçe yumurtalık kanseri riski artmaktadır. Özellikle yumurtalık kanser riski olan kadınların Avitamini ve Beta karoten den zengin diyetlerle beslenmesi, mutlaka belirtilmesi gereken önemli bir bilgidir. Özellikle meme kanseri geçiren kadınların bu konuya hassasiyetle eğilmeleri sağlık gereğidir.

MEME VE YUMURTALIK KANSERİ DİYET TEDAVİSİ
ÖRNEK DİYETİ

Sabah / Taze meyve sulu ve taneli Cornflakes veya Yulaf ezmesi
Siyah veya Yeşil Zeytin
Domates, Salatalık, Yeşil Biber
Tam Buğday yada Yulaf Ekmeği

Öğle / Salata ( Özel yapım )
Yoğurt ( en az % 50 yağı alınmış )

Öğleden Sonra / Yulaflı diyet bisküvi
Nar veya Havuç suyu

Akşam / Sebzeli Balık ( Havuç, Soğan, Patates, Biber, Domates vb.)
Balık yada mercimek çorbası
Tam Buğday yada Yulaf Ekmeği

Akşamdan Sonra / Kestane ve taze meyve

ÖZEL YAPIM SALATA

Kırmızı lahana ve havuç rende, soya filizi, brokoli, maydanoz, roka, yeşil sivri biber, domates, kırmızı soğan
Kıyılacak. Hepsini karıştırmak sureti ile hazırlanacak. İçine taze limon suyu ve zeytin yağı ilavesi yapılacak.
NOT : Salatalar her seferinde taze yapılacak

KEMOTERAPİ BESLENMEYİ NASIL ETKİLİYOR ?..

Kemoterapide kullanılan ilaçlar bir çok yan etkiye neden olmaktadır. Aslında Kemoterapinin en olumsuz etkisi, kullanılan ilaçların cinslerine göre bazı besin öğeleri ile reaksiyona girmesidir.
Kemoterapi alan hastaların büyük bir çoğunluğunda kilo kaybı ve buna bağlı olarak total proteinde azalma gözlenmektedir.
Kemoterapi tedavisi sırasında tat algılaması değişebilmekte ve çeşitli sindirim sistemi bozuklukları ortaya çıkabilmektedir.
Kemoterapide kullanılan ilaçlar B kompleksi vitaminleri etkilemektedir. Özellikle de B1 Vitamini dediğimiz Tiamin ve B12 Vitaminleri çok etkilenmektedir. B1 Vitamini yetersizliği özellikle hastalığın erken safhalarında gözlenmekte ve ilaç tedavisi ile birlikte yetersizlik daha da artmaktadır. Hastanede yüksek dozda vitamin verilmesi (100mg./gün) iştahın artmasına ve hastaların kendilerini iyi hissetmelerine neden olmaktadır. Gerek hastalığın başlangıcında, gerekse tedavi bitiminde yüksek Tiamin içeren besinleri diyete ilave etmenin sonsuz faydaları olduğu, bununla birlikte, bu vitaminden yüksek beslenilmesi ilacın etkisini de olumlu yönde etkilediği bildirilmektedir.
B1 ve B12 Vitaminlerinden zengin besinler, B Vitaminleri bölümünde belirtilmiştir.
Ayrıca A vitamininden zengin beslenmenin ilacın iştah kesici etkisini azalttığı ve besin tüketiminin düşmesini engellediği dolayısıyla da kilo kaybının bir nebze olsun önlenebildiği bildirilmiştir. A Vitamininden zengin besinler, A Vitamini konusunda belirtilmiştir.
Bu hastalarda kilo ve protein kaybını önlemek için diyet kalorisini, ilave kalori ile yükseltirken, Proteinin normal alınması gerekenin üst sınırında verilmesi uygundur.

KEMOTERAPİ TEDAVİSİ SIRASINDA UYGULANABİLECEK ÖRNEK DİYET

Sabah / Süt
Yumurta
Peynir
Siyah Zeytin
Domates, Salatalık, Yeşil Biber
Tam Buğday yada Yulaf Ekmeği

Öğle / Kıymalı Sebze yemeği
Bulgur Pilavı
Yoğurt ( Diyet yoğurt tercih edilmelidir.)
Salata ( Özel yapım )
Tam Buğday yada Yulaf Ekmeği

Öğleden Sonra / Peynirli Sandviç ( Tam Buğday yada Yulaf Ekmeğinden )
Havuç Suyu

Akşam / Yağsız Sığır Eti
Tarhana Çorbası
Salata ( Özel yapım )
Tam Buğday yada Yulaf Ekmeği

Akşamdan Sonra / Yer Fıstığı
Meyve

ÖZEL YAPIM SALATA

Kırmızı lahana ve havuç rende, soya filizi, brokoli, maydanoz, roka, yeşil sivri biber, domates, kırmızı soğan
Kıyılacak. Hepsini karıştırmak sureti ile hazırlanacak. İçine taze limon suyu ve zeytin yağı ilavesi yapılacak.
NOT : Salatalar her seferinde taze yapılacak

RADİYOTERAPİ BESLENMEYİ NASIL ETKİLİYOR ?..

Radrasyon tedavisinin beslenmeye etkisi, uygulandığı bölgeye, dozaja, süreye ve radrasyon tipine göre değişik etki göstermektedir.
Radyasyon tedavisi tat duyularında değişmelere neden olmaktadır. Tatlı ve tuzlu tat duyusuna dil müthiş bir hassasiyet kazanırken, damak da acı ve ekşi tat duyusuna karşı hassasiyet kazanmaktadır. Örneğin şeker tadı radyasyon tedavisiyle birlikte hemen değiştiği ve de tekrar nolmal şeker tadını almanın 60 ila 120 gün arası sürdüğü rapor edilmektedir. Neden olarak da radyasyonun tat hücrelerinde tahribat yaptığı gösterilmektedir. Aşağı yukarı aynı durum koku duyusunu da etkileyebileceği belirtilmektedir. Ancak hemen telaşa kapılmayıp, bu zarara uğrayan duyuların en fazla 120 gün sonra geriye döneceğini de unutmamak gerekir.Bütün bunlar beslenmeyi olumsuz yönde etkileyeceği, dolayısıyla da beslenme bozukluğuna yol açabileceği aşikardır.
Ayrıca bir gerçek daha vardır, bu da karın ile ilgili Radiyoterapi ince barsaklarda emilim bozukluğuna neden olabilmektedir. Bu durum yetersiz beslenmenin en önemli etkenlerinden biridir. Diyet tanzim edilirken bu durum mutlaka göz önünde tutulmalıdır.
Radyasyon tedavisi Vitamin yetersizliklerine de neden olabilmektedir. Özellikle folik asit yetersizliği söz konusu olabilmektedir. Radiyoterapi sırasında özellikle folik asitten zengin besinlere ağırlık verilmesi yararlı olacaktır.
Radiyoterapi ve Kemoterapi sırasında ağız kuruluğu oluşabildiğinden tükrük salımını arttırmak için sakız çiğnenmesi faydalı olacaktır.

Folik asitten zengin besinler şunlardır.

Karaciğerler
Soya fasulyesi, unu
Nohut
Soğan
Tarhana Çorbası
Kırmızı Pancar
Kurufasulye
Brokoli

RADİYOTERAPİ TEDAVİSİ SIRASINDA UYGULANABİLECEK ÖRNEK DİYET

Sabah / Meyve Suyu ( Nar veya Havuç )
Peynir
Yumurta
Domates, Salatalık, Yeşil Biber
Tam Buğday yada Yulaf Ekmeği

Öğle / Etli nohut
Domates Soslu Kepekli Makarna
Salata ( Özel yapım )
Tam Buğday yada Yulaf Ekmeği

Öğleden Sonra / Yoğurt
Kepekli Galeta
Meyve

Akşam / Tarhana çorbası
Kıymalı Türlü
Salata ( Özel yapım )
Tam Buğday yada Yulaf Ekmeği

Akşamdan Sonra / Ceviz, Badem
Meyve Suyu ( Nar veya Havuç )

ÖZEL YAPIM SALATA

Kırmızı lahana ve havuç rende, soya filizi, brokoli, maydanoz, roka, yeşil sivri biber, domates, kırmızı soğan
Kıyılacak. Hepsini karıştırmak sureti ile hazırlanacak. İçine taze limon suyu ve zeytin yağı ilavesi yapılacak.
NOT : Salatalar her seferinde taze yapılacak

AŞAĞIDA Kİ ÖNERİLERE KULAK VERİN

  • Meyve sularını sıktıktan sonra hemen için, uzun süre bekletmeyin. Bekleyen her dakika sizin aleyhinize işliyordur. Çünkü, C Vitamini sürekli % 25, % 30, % 40 kayboluyordur.
  • Taze sebzelerin pişirme - haşlama suyunu dökmeyiniz, Mutlaka değerlendiriniz. Böylece Bazı minerallerin ve de özellikle B Vitaminlerinin kaybolmasını önlemiş olursunuz.
  • Taze Meyve ve Sebzeleri doğradıktan sonra bekletmeyiniz. Aksi taktirde C Vitamini kaybı hat safhada olacaktır.
  • Taze Sebzeleri yağda kızartmayınız. Kanserojen etki oluşturabilirsiniz.
  • Pişirilen Yemekleri günlerce bekletmeyin. Bayat yemekler çok risklidir, bozulmuş olabilir, vücudun direncini kırabilir.

Ayrıca, beklemiş yemeklerde Bazı B Vitaminleri ile C Vitamini kaybı fazla olur.

  • Hiçbir meyveyi ve sebzeyi yıkamadan yemeyin. Tarım ilaç kalıntılarını vücudunuza almış olursunuz.
  • Taze sebze ve Kurubaklagilleri yıkamadan pişirmeyin. Çünkü, Tarım ilaç kalıntılarını pişirme yolu ile yok edemezsiniz.
  • Pirinç, Un, Soğan gibi besinleri yağda kavurmayın. Protein kaybı olur. Ayrıca, Kanserojen etki oluşturabilirsiniz.
  • Yüksek ısıda uzun süre kaynatmayınız. Bir çok vitamin ve mineral kaybına neden olursunuz. Ayrıca, Kanserojen etki oluşabilir.
  • Ateşe çok yakın tutarak pişirme ve tütsüleme yapmayınız. Kanser yapıcı nidrozaminler oluşur. Protein ve bazı vitaminlerin kayıpları söz konusudur.
  • Kurubaklagil ve Tahıllarınızı kuru olmayan, nemli yerlerde saklamayınız. Küf toksinleri oluşturabilirsiniz.
  • Buzluktan çıkartıp çözdürdüğünüz yiyecekleri bir daha dondurmayınız. Çözdürdüyseniz hepsini kullanmak zorundasınız. Aksi taktirde Kanserojen etki oluşturabilirsiniz.
  • Özellikle Salça, Turşu, Reçel vb. gibi besinleri boşalmış deterjan ve ilaç kutularında, boyalı plastiklerde saklamayınız. Kurşun ve kanser yapıcı diğer maddeler yiyeceğe geçer.
  • Küf ve toksin üremiş (aflatoksin gibi ) besinlerden uzak durun. Örneğin fındık vb. besinler iyi saklanmamış ise aflatoksin üreyebilmektedir. Şüphelendiğiniz hiçbir besini tüketmeyin.

SUNİ TATLANDIRICILAR KANSER YAPAR MI ?

Tatlandırıcılar ile ilgili bir çok araştırma yapılmıştır ve halen yapılmaya devam edilmektedir. Yapılan araştırmalar hayvanlar üzerinde gerçekleştirilmektedir. Fareler üzerinde yapılan bir araştırmada prostat kanseri oluşmuştur. Tatlandırıcılar hayvanlara çok yüksek dozlarda verilmektedir. Öyle ki, bütün hayatınız boyunca belki de bu denli fazla suni tatlandırıcı tüketemeyeceksiniz. Ayrıca, hayvanların ve insanların kimyasal maddeleri vücutlarında yıkma şekilleri arasında da bazı farklılıklar bulunmaktadır. Tüm bunların sonucunda normal kullanımlarda herhangi bir kanser vakasına rastlanmamıştır. Zaten öyle bir şey olsa, yani en ufak bir şüphe duyulsa, ilgili madde gıda üretiminden çekilir. Kullanımı tamamen yasaklanır. Şu anda suni tatlandırıcılar tüm dünyada satılmakta ve tüketilmektedir.
Normal tüketim ifadesini bir nebze açıklayabilmek için şu örneği verebiliriz. Bir birey kilosunu 10' a bölerek elde edeceği rakamı günlük tüketeceği tatlandırıcı sayısı olarak kabul edebilir. Örneğin, 80 kilosunuz. Bölün 10'a ( 80 : 10 = 8 ) demek ki günde 8 adet suni tatlandırıcıyı güvenle kullanabilirsiniz.

ALTARNETİF BİR BESİN KEFİR

Kefirin bazı hastalıkların tedavilerinde yardımcı unsur olarak kullanıldığı bilinmektedir. Kefirde oluşan antibakteriyel maddeler ile antibiotikler metabolizmada oluşabilecek mikroplara karşı etkin olabilmektedir. Özellikle asetik asit bakterileri, bağırsaktaki bakterilere karşı antibakteriyel etki göstermektedir. Ayrıca kefir mide, pankreas gibi bazı organların salgılarını da arttırmaktadır.
Yapılan çalışmalarda kefirin uykusuzluğa iyi geldiği ve de merkezi sinir sistemini olumlu etkilediği bildirilmektedir.
Gene yapılan bir çalışmada, düzenli olarak günde en az, yarım kilo ( ortalama 2 su bardağı )
Kefir 6 ay boyunca tüketildiği taktirde, kefirin metabolizmayı dirençli kıldığı, dolayısıyla gençleştirici bir etkiye sahip olduğu, yaşlıların sağlığı üzerine olumlu etkiler yaptığı ifade edilmektedir. Hatta bazı bilim adamları kefiri 80 yaşın üzerinde yaşamın anahtarı olarak görmektedirler. Ancak kefir üzerine yapılan araştırmalar ve bilimsel çalışmalar henüz daha çok yetersizdir. Dolayısıyla, az araştırma sonuçları ile kesin bir şey söylemek imkansızdır. Ancak görüldüğü kadarıyla zararı olmayan bu besinin aşırı olmamak kaydıyla tüketilmesinde fayda görülmektedir.
Şunu bilmek gerekir ki, kefir kendine özgü tat, aroma ve görünüşü olan bir fermente süt ürünüdür. İçildiğinde hafif maya tat ve aroması hissedilir ve kesinlikle serinletici bir etki yapar. Kefir tüketicileri keyifle içtiklerini söylerler.
Kefirin yapılışı şöyledir;
1 Litrelik % 50 yağı alınmış sütü küçük parmağınızın dayanabileceği sıcaklığa kadar ısıtın ( Takribi 22 - 25 santigrat derece ), içine 15-20 gram kefir danesi ( Süt endüstri kurumlarında, Süt teknolojisi yüksek okulunda vb. bulabilirsiniz.) ilave edin ve sütü iyice karıştırın. Sütün üstünü sıkıca kapatarak ve hatta üzerine havlu vb. sararak 22-25 santigrat derecede kalması sağlanacak şekilde ortalama 21 saat bekletin
Kap içindeki süt 18-24 saat sonra pıhtılaşır. Süt pıhtılaştıktan sonra bir süzgeçten geçirerek kefir danelerini alın.
Bu daneleri yıkayarak bir bardağa koyup üzerine de su ilave ederek ağzı kapalı olarak buzdolabında saklayabilirsiniz. Bu danelerle İstediğiniz zaman aynı yolla tekrar tekrar kefir yapabilirsiniz.
Artık kefiriniz hazır afiyetle tüketebilirsiniz.
Ayrıca kefirin, başta B12 vitamini olmak üzere bazı B gurubu vitaminleri sentezlediklerini de belirtmekte fayda olacağı kanısındayız.

 

Go Top